Projelerinize özel ihtiyaçlarınızı görüşmek için iletişim ve adres bilgilerimiz.

İnsanlığın en temel ihtiyaçlarından biri olan enerjinin karşılanmasında yararlanılan bazı doğal kaynakların tüketimi, ciddi çevresel sorunlara yol açmakla birlikte, iklim değişikliğinin de temel sebepleri arasında yer alıyor.
Doğalgaz, petrol, kömür gibi oluşumu için yüzyıllar gereken ve doğada sınırlı rezerve sahip olan kaynakları tanımlamak için kullanılan “fosil enerji” tüketimi, yüksek oranda karbon salımına neden olarak küresel ısınmayı tetikliyor.
Fosil enerji kaynaklarının aksine doğal döngü içerisinde sürekli olarak yenilenebilen, çevreyle uyumlu “temiz enerji” üretim imkânı sunan jeotermal, güneş, rüzgâr ve biyokütle kaynakları; çevresel ve ekonomik sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği ile mücadelede ülkelerin elindeki en önemli koz durumunda.
Bu bağlamda Türkiye, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan jeotermalden faydalanma noktasındaki ilk adımını günümüzden yaklaşık 60 yıl önce attı.
1960’lı yıllarda başlayan jeotermal enerji araştırmaları ilk meyvesini 1968 yılında verirken, bu tarihte Türkiye’nin en verimli jeotermal kaynaklarına ev sahipliği yapan Denizli’nin Sarayköy ilçesindeki Kızıldere jeotermal sahası keşfedilerek, elektrik üretimi amaçlı ilk jeotermal sondaj kuyusu açıldı.

Devam eden çalışmalar sonucu 1974 yılına gelindiğinde, Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın ise ikinci jeotermal enerji santrali Kızıldere’de faaliyete geçti. Başlangıç olarak yalnızca 0,5 MW kurulu güce sahip olan bu santral, günümüzde özel sektör yatırımları ile 260 MW’lık kurulu gücü ulaşarak Türkiye’nin en büyük jeotermal enerji santrali konumunda bulunuyor.
Türkiye, ilerleyen yıllarda kaynak araştırmalarını sürdürerek yeni jeotermal alanların keşfini sağladı. Bu araştırmalarda Maden Tetkik Arama (MTA) Kurumu’nun çalışmaları kritik bir işlev yüklendi.
MTA verilerine göre Türkiye’nin keşfi tamamlanmış jeotermal kaynak potansiyeli 62 bin MW seviyesinde. Keşfi henüz yapılmamış kaynaklar dikkate alındığında bugün Avrupa’nın lider, dünyanın ise 4’üncü jeotermal kaynak zengini olan Türkiye’nin açık ara dünya lideri olması mümkün olacak.
Kısa adı YEKDEM olan Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’nın olumlu etkisi ile hız kazanan yatırımlar sonucunda, Türkiye’nin jeotermal kaynaklı kurulu gücü 2010 yılında 15 MW’a, sonraki yıllarda 100 kattan fazla artarak bugün 1691 MW seviyesine ulaştı.

Bu kurulu gücü ile Türkiye; Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya ve Filipinler’in ardından jeotermalden enerji üretimi için en çok faydalanan 4’üncü ülke olarak dikkat çekiyor.
Türkiye, 2030 yılına kadar jeotermal enerji kapasitesini mevcut 1691 MW seviyesinden 3000 MW’a çıkarmayı hedefliyor. Bu artışın sağlanabilmesi için kaynakların daha verimli kullanılması ve yeni yatırımların hayata geçirilmesi planlanıyor.
Türkiye’nin jeotermal enerjideki kurulu kapasitesinin tamamına yakını Ege Bölgesi’nde faaliyet gösteren jeotermal enerji santralleri tarafından karşılanıyor.

887 MW ile ülkemizin jeotermal enerjideki toplam kurulu gücünün yarıdan fazlası Aydın’da bulunurken; Denizli 379 MW, Manisa 378 MW, Çanakkale 30 MW, İzmir 12 MW, Afyonkarahisar ise 2,76 MW seviyesinde jeotermal kaynaklı elektrik enerjisi kurulu güce sahip bulunuyor.